Bugun...


Hacer Aydın / Gezgin - Fotoğrafçı

facebook-paylas
Coğrafya Kaderdir…
Tarih: 30-09-2018 07:01:00 Güncelleme: 30-09-2018 09:17:00


Ibn Haldun’a ait “Coğrafya kaderdir” bütün zamanları aşmış ne doğru bir sözdür. Doğduğun/doğacağın toprağı seçemezsin. Hangi anadan babadan doğacağını, aileni seçemezsin. Ya da dilini, dinini seçemezsin.

Nerede doğarsan oranın kaderine mahkumsun. Doğduğun toprağın iklimi, suyu, güneşi kısacası doğası hayatını biçimlendirir. Sıcağında kavrulduğun, soğuğunda donduğun, rüzgarıyla savrulduğun iklimi bir tarafa bırakıyorum.

Ortadoğu “Binbir Gece Masalları’nın Yurdu” değildir. Yeraltı kaynaklarından dolayı bir cehennem coğrafyasıdır. İkiyüzlü batılıların aşağıladığı, cehenneme çevirdiği kader coğrafyası. Savaşlar, ölümler kaderdir o topraklarda. Kıyıya vurmuş görüntüsü hala belleklerimizde olan Aylan bebek Suriye’de doğmasaydı aynı sonu yaşayacak mıydı sanki.

Binlercesi açlıktan ölen Yemenli bebeklerin kaderi de farklı değildir. Aylan bebeklerin kaderlerini belirleyen medeni dünyanın çocuklarını görünce isyan etmemek elde değil. Sırf farklı din, dil ya da mezhepten oldukları için dünyanın ezasını çeken Ezidi kadınlar olayına hiç girmiyorum.

 

Dünyanın başka bir toprağından bir kader hikayesi yazmak istiyorum. Din ve sosyal baskıya çok güzel bir örnek. Kadınların pis dokunulmaz kabul edildiği topraklardan. Nepal'in batısında regl dönemlerinde, kadınlar kirli kabul ediliyor ve aile üyelerinden uzakta yedi veya beş gün boyunca kulübelerde yalnız yaşamak zorunda kalıyorlar.

 

Bu dönemde kadınların evden kulübeye sürgün edilmesi Chhaupadi olarak bilinir.

Chhaupadi, Hinduizm ile bağlantılı ve kadınların regl döneminde kirli, dokunulmaz olduklarına inanan batıl inançtan gelen sistemdir.

1 metre kare pis kulübelerde yaşayan bu kadınlar birçok hastalıkla karşı karşı karşıyadır. Ayrıca kulübelerde yaşarken, aynı zamanda vahşi hayvanların saldırı tehlikesi de var. Kulübelerde kadınlarla bir gece geçirmeyi düşünmüştüm ama ortamı görünce vazgeçtim. Bu kadınlar sosyal baskıdan dolayı kaderlerine razı olup her ay o sağlıksız kulübelere gidiyorlar. Çünkü eve girerse evden birileri hastalanabilir, ölebilir ya da eve bir şey olabilir. O süre içinde ağaca dokunamazlar, hayvana dokunamazlar. Süt gibi, tereyağı gibi kutsal saydıkları yiyecekleri yiyemezler.

 

Şimdi diyebilirsiniz ki eğitim şart. Evet eğitim şart ama bazı yerlerde o bile işe yaramıyor. Öğretmen olup öğrencilerine bu olayın oldukça doğal olduğunu anlatan öğretmen sosyal baskıyı aşamayıp her ay o kulübeye giriyor ve o geleneği yıkamıyor.

Gözlerinde korku olan birçok kadınla, küçücük kızla tanıştım. Evlerine misafir oldum ve kendi kader coğrafyama şükrettim. Küçük bir çocukken hatırlıyorum, bizim buralarda da regl olan kadın pis sayılırdı. Ama Jumla kadar katı kuralları yoktu. Sadece turşu ya da salamura yapılan yiyeceklere el değdirmezlerdi bozulur diye. Zamanla bu gelenek yok olup gitti.

Jumla kadınlarının hikayelerini merak edenlere Magma Dergisinin Ekim sayısını edinmelerini öneriyorum.

 

Aslında yaşamıyor sana biçilen rolü oynuyorsundur...

 

Coğrafya demişken biraz kendimden bahsetmek istiyorum. Sanıyorum en güzel örnek insanın kendi deneyimleridir. Ülkemin doğusunda doğup, batısında yaşayan ben. Yaşadığım topraklarda son derece özgür, sosyal kişilikli bir kadınım. Bir kimliğim var. Doğduğum topraklara gelince adım bile yok.

 

 

Çok insanın gıpta ile baktığı yaşantım, gezilerim, aktivist yanım doğduğum topraklarda hiç sökmüyor. Ben böyleysem burada kalan deyim yerindeyse nefessiz kalan kadınları anlatmak çok zor. Bazen kadınlarla dertleşiyorum ve çok üzülüyorum. Bana, bir kapana kısılıp nefes alamadıklarını söylüyorlar. Ben de “üzülmeyin burada bulunduğum süre içinde sizlerle aynıyım. Ben aşamıyorsam sizin hiç şansınız yok” diyorum üzülerek.

 

Bu coğrafyada evlenmek bir kimlik sahibi olmanın tek anahtarı gibi. Yani bu sefer kocanın kimliği ile var olmaktasındır. Evlenmemişsen evin yükü omuzlarındadır. Suçlusundur, cezalısındır, söz hakkın asla yoktur.

 

Kadın olmayı bırak insan mısın diye sorgulayan bile olmaz. Çevre baskısı, aile baskısı, komşu baskısı, hatta din baskısı insanı canından bezdirir. O kadar bezdirir ki ‘amann yaşayıp da ne yapacağım’  dersiniz. En acısı da kimlik sahibi olsunlar diye uğruna çok mücadele ettiğin kadınların edinilmiş kimlikleriyle gerektiğinde sana ayar vermeleridir…

 

Kader aslında başkaları tarafından bize biçilen rolü oynamak değil midir?

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI