forum forum forum
Bugun...


Kürşat Şahin Yıldırımer / Sosyolog - Terapist

facebook-paylas
Geçicilik ve Ölümlülük - Ontolojik bir deneme...
Tarih: 01-07-2019 15:01:00 Güncelleme: 01-07-2019 15:05:00



Yaşamın geçiciliği karşısında geleceğin henüz varolmadığını; geçmişin ise artık varolmadığını; gerçekten varolan tek şeyin bugün olduğunu söyleyebiliriz.
Ya da geleceğin bir hiç olduğunu; insanın hiçlikten geldiğini; varlığa “büründüğünü” ve hiçlik tehdidi altında olduğunu söyleyebiliriz o halde insan varoluşunun temel geçiciliği açısından yaşamda anlam nasıl bulabiliriz?

Varoluşçu felsefe bulabileceğini iddia ediyor..

Bu felsefenin “trajik kahramanlık” dediği şey, geçiciliğine rağmen yaşama evet deme olasılığıdır. Varoluşculuk, ne kadar geçici olursa olsun, bugünü vurgular.

Plato ve St.Augustine geleneğinde, bugünden çok kalıcılığın (sonsuzluğun) gerçek olduğunu savunan dingincilik (2) için bunun tam tersi söylenebilir. Sonsuzlukla, geçmişi, bugünü ve geleceği aynı anda kapsayan bir dünyanın kastedildiğine kuşku yok.
Başka bir deyişle reddedilen şey geçmişin ya da geleceğin gerçekliği değil, bu haliyle zamanın gerçekliğidir. Sonsuzluk, dört boyutlu bir dünya (kalıcı, katı ve önceden belirlenmiş bir dünya )olarak görülür.

Dinginciliğe göre zaman hayalidir; geçmiş, ve gelecek, bilincimizin yanılsamalarından başka bir şey değildir. Her şey aynı anda varolur. Olaylar, bir zaman sırasına bağlı olarak birbirini izlemez; zamansal sıralama gibi görünen şey, bilincimizin, “bir olaydan diğerin”, yani birbirini izlemeyen, gerçekte birlikte varolan değişmez gerçekliğin bir yanından diğerine kayan bilincimizin neden olduğu bir öz aldanıştır.

Dinginciliğin zorunluluk gereği kadercilikle sonuçlanması anlaşılır bir şeydir: eğer her şey zaten “olduğu gibiyse”, hiçbir şey değiştirilemez; eylemin hiçbir anlamı kalmaz. Değişmez bir varlık inancından kaynaklanan bu kadercilik, her şeyin kararsız olduğu ve değiştiği inancının bir sonucu olarak, varoluşçuluktaki karamsarlığın eşdeğeridir.

Logoterapi ise dingincilik ile varoluşculuk ortasında bir konum alır. Bunu anlatmanın en iyi yolu, eski dünya da zamanın sembolü olan kum saati benzetmesidir.

Kum saatinin üst yarısı geleceği, dar geçitten geçen kumlar ise geçmişi temsil eder. Varoluşçuluk, üst ve alt kısımları, yani geleceği ve geçmişi göz ardı ederek sadece bugünün dar geçidini görür. Öte yandan dingincilik, kum saatini bir bütün olarak görür ama kumu “akmayan, olduğu gibi kalan” hareketsiz bir kütle olarak değerlendirir.

Öte yandan logoterapi, geleceğin gerçeklik “olmadığını,” geçmişin ise asıl gerçeklik olduğunu savunur. Bu konumda kum saati benzetmesiyle açıklanabilir. Kuşkusuz her benzetme (teşbih) gibi bu da kusurludur ama zamanın özünü gösterecek olan şey de işte bu kusurdur.

Görelim:
Üst kısımdaki kumlar tükenince kum saati ters çevrilebilir. Ama zamanda bu olmaz; zaman geri döndürülemez.

Bir başka fark:
Kum saatini sallayarak, kum taneciklerini karıştırabilir, birbirlerine göre konumlarını değiştirebiliriz. Bu zamanda kısmen yapılabilir: Geleceği “sallayıp” değiştirebiliriz, gelecekte ve gelecekle birlikte kendimizi de değiştirebiliriz ama geçmiş sabittir, değişmez.

Kum saati terimleriyle bu sanki bugünün dar geçidinden geçerek aşağı inen kumların katılaşması, bir yapıştırıcıyla, vs. sabitleşmesi gibidir. Aslına bakacak olursak her şey geçmişte saklanır ve sonsuza kadar orada kalır.

Yaşamın yadsınmaz geçiciliği konusunda logoterapi, bunun gerçekte sadece bir anlamı gerçekleştirme olasılıkları, anlamlı bir yoldan yaratma, yaşama ve acı çekme fırsatları için geçerli olduğunu savunur.
Bu olasılıklar bir kere gerçekleştikten sonra geçici olmaktan çıkar, çünkü geçmiştir, geçmişte kalmıştır, yani bir anlamda hala vardır, yani geçmişin bir parçası olarak vardır. 
Hiçbir şey bunları değiştiremez, olmamış kılamaz. Bir olasılık gerçekliğe dönüştükten sonra, “sonsuza kadar” böyle kalacak demektir.

Bu noktada logoterapinin, varoluşçuluğun “bugünün kötümserliğinin” karşısına “geçmişin iyimserliğini” nasıl koyduğunu görebiliriz.

İnsan, her yolculukta aslında kendinden gider ve kendine gider..

Sevgiyle Kalın

Uzman Sosyolog Terapist
Kürşat Şahin YILDIRIMER


KAYNAKÇA:
1-Journal of Neuropsychiatry, 3,6,1962, 375-87.
- “Experience with the Logotherapeutic Technique of Paradoxical Intention in the Treatment of Phobic and Obsesive- Compulsive Patients” American Journal of Psychiary,123

2- Quıetism: Gerçek dinin tersine, insanın ahlaki çabadan vazgeçmesi gerektiğini savunan ve Hinduizm, Budizm ve Yunan mistizminde olduğu kadar Doğu ve Batı Hristiyanlığında da gözlenen bir doktrin. Bu öğretiye göre, Tanrı ile mistik bir birlik içinde insan kişiliğinin bütün güçleri ortadan kaldırılmalıdır. Kurtuluş ümidi de dahil olmak üzere her türlü arzu bastırılmalıdır. (Ç.N )
 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI