Bugun...


Nurten Öğüt / Gazeteci

facebook-paylas
Fakir Baykurt’un mirası “Elif Nine Kütüphanesi”
Tarih: 08-08-2018 11:55:00 Güncelleme: 08-08-2018 12:43:00


Asıl adı Tahir olan Fakir Baykurt köyünde çocuklar için bir kütüphane istiyordu. Doğum yeri Burdur “Akçaköy”deki civar köylerden yüzlerce çocuğun yararlandığı “Elif Nine Kütüphanesi” ünlü edebiyatçı Fakir Baykurt tarafından Kültür Bakanlığına bağışlanmış. İki katlı, geniş bahçeli kütüphaneyi gezdikten sonra köy meydanında kahvehanede Akçaköy mahalle muhtarı Ali Demirtaş’tan bilgi aldım.

 

Fakir Baykurt Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de dünyaya gelmiş. Annesinin bir dönem yaşadığı evi 1978 yılında inşa ettirip ve kütüphane olması şartıyla Kültür Bakanlığına bağışladı. Daktilosu hala kütüphanede sergilenen Fakir Baykurt, dönem dönem gelir yazılarını bu evde yazardı. 

 

İlk yıllar öğretmenlerimiz öğrencilerini kütüphaneye getirir etkinlikler yaparlardı. O dönem eğitim veren öğretmenlerimizi saygı ile anıyorum. Hepsi çok iyi öğretmenlerdi. Onların yetiştirdikleri öğrenciler çok başarılı oldular. Artık kütüphaneye ziyaretçi öğrenci getiren öğretmen kalmadı. Yaz dönemi turistler ziyaret ediyor. Biz Akçaköy’lüler ölüm yıldönümünde anma etkinliği düzenledik. Beş yıl kadar bu etkinlikleri düzenledik.

 

Fakat köy için maliyet çok yüksekti. Daha sonra Fakir Baykurt Kültür ve Sanat Derneği kuruldu. Burdur’da derneğimiz ölüm yıldönümünde “Fakir Baykurt’u Anma Etkinlikleri” düzenlemeye başladı. Her yıl Ekim ayın da anma etkinliklerimiz düzenlenmeye devam ediyor. Bu yıl’da Akçaköy de düzenlenecek etkinliğimize tüm halkımız davetlidir."

 

Fakir Baykurt kimdir?


Öyküsünü kendi ağzından okuyalım; Taşların, dikenlerin arasından çıkıp gelmiş bir yazarım ben. Yüzyıllarca karanlıkta bırakılmış, bile bile yoksullaştırılmış, boş verilmiş. Bakımsız bırakılmış, köylerin birinden. 

 

Burdur’a bağlı Yeşilova ilçesinin Akçaköyü’nde. 1929 yılında, arpalar biçilirken doğdum. Altı çocuklu, az topraklı bir köylü ailesinin yukardan ikinci çocuğuyum. Anam babam okuma yazma bilmiyordu. 

 

Babam Kara Veli Yemen’de, seferberlikte askerlik etmiş; yaralanmış, tutsak olmuş. Az toprakla çiftçilik yeterli iş olmadığı için bunun yanı sıra köy bakkallığı, değirmencilik yapmış. Akıllı olduğumu söylerdi babam; “Mutlaka okutacağım bunu!” der, okşardı. Adım Tahir’di.
Köylülerim eskiden Aydın, İzmir yanlarına pamuk çapasına, incir, zeytin ve kanal işçiliğine inerdi. Kimisi biraz para kazanır geri döner, kimisi kalır, oralara yerleşirdi. 1938’de babam kağnıdan düşüp öldü. 

 

İlkokulda öğrenciydim. Nazilli’nin Burhaniye köyüne yerleşen dayım beni yanına götürdü. “Okuturum, bakarım” diyordu. Bir eşek, bir balta dayımla Buldan dağlarından kaçak kereste indirdik. Dağlarda yollarda kavrulup gidiyordum. Zor bir yaşamdı bu. Üç yıl dayandım, üç yıl okuldan ayrı kaldım. 

 

Dayımı ikinci kez askere aldılar. 1941’di sanıyorum; bende trene binip kaçarak köyümüzün yolunu tuttum. Okuldan ayrıldığım için öğretmen anamı mahkemeye vermiş. Yalvar yakar olduk. Araya hatırlı komşular koyduk. Zorbela yumuşadı. Ama dördüncü sınıfa alacakken üçe aldı. 
Bir yandan köyün sığırını gütmeye, bir yandan yarım bıraktığım ilkokulu bitirmeye çalışıyordum. Babam ölünce anam altı çocukla kaldı. Anlatılmaz derecede kimsesiz ve yoksuluz. Anam Karaaliler’in Elif kol kanat gerdi. 

 

Köyün sığırını güdüp mal başına birer teneke topraklı buğday alıyoruz. Bunları anamla, kardeşlerimle kır tarlalarımızdan devşirdiğimiz tahıla ekleyip bahara çıkacağız. Giysi için para yok, yama yama üstüne vuracağız. Doktor için, ilaç için para hiç yok, kendi kendimize iyi olacağız.
Çalıştığım ve dolaştığım köylerde eli kalem tutan tek insandım. İnsanları tanıdıkça, sorunlarını, sıkıntılarını öğrendikçe, ben yazmazsam kim yazar diye düşünürdüm. Yüzyıllar öncesinde olduğu gibi yaşamları toza karışıp gidecek. Buna vicdanım razı olmuyordu. Oturup öykü biçiminde yazar, iyileştirmek için durmadan düzeltir, işlerdim. 

 

Düzyazı türleri için öykü, benim yazarlığıma disiplin getirdi. Onun bir oturuşta yazılmak, bir oturuşta okunmak gibi özelliği vardır. Bir oturuşta yazarsın da, bir ele alışta okutamazsın. 

 

Bir yazar olarak neyi anlattımsa, halkın çıkarlarına uygun olarak anlatmaya dikkat ettim. Yurdun ve ulusun yararlarını hiçbir zaman gözardı etmedim. Halkın sorunlarının çözülmesine, onun daha iyi, güzel ve ileri bir yaşama geçmesine kalemimle yardımcı olmak istedim. 
Onun dilini kendi dilime süt yaptım. Küçüklüğümden beri bu sütü içip beslendiğim için kitaplarımı hep bu dille yazdım. Benden ve yazdıklarımdan yalnızca halk düşmanları hoşlanmadı. Kalemimi her zaman halktan yana kullandığım için bu kimselerin hışmına uğradım. Karalandım, suçlandım. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Ama onuncu köy’ler de var. Cezaevlerine düştüm, uzun uzun yargılandım; hepsinin sonunda beraat ettim.

 

Burdur’a yolu düşenler Fakir Baykurt’un köyü Akçaköyü ziyaret etmeden dönmeyin. Köy meydanında köylüler tarafından ilgi ile karşılanıyorsunuz. Dostluk çaylarınızı yudumlarken Fakir Baykurt’tan, Elif nineden, Yılanların Öcü filminin çekimlerinden ve oyuncularından söz ederken çok keyif alacaksınız.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI