<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Sağlık - izmirde haber</title>
<link>https://izmirdehaber.com/saglik/</link>
<description>sağlık ile ilgili güncel haberler</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://izmirdehaber.com</copyright>
<image>
<title>https://izmirdehaber.com</title>
<url>
https://izmirdehaber.com/images/genel/logo_izmir_1_1.png
</url>
<link>https://izmirdehaber.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Kan Bağışlamada İzmir Birinci...</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/kan-bagislamada-izmir-birinci.jpg" width="250"><br><p>Kan bağışının hasta yakınları değil, düzenli bilinçli bağışçılar üzerinden elde edilmeye devam ederse sorun çözüleceğini söyledi. İzmir Ege Medya Platformu üyesi gazeteci yazarlar ile bir araya gelen <strong>Ege Bölgesi Kan Merkezi Müdürü Dr. Barış Dolaş,</strong> düzenli bağışlarda geldikleri noktayı pandemi nedeniyle kaybettiklerini açıkladı. Kan bağışında İzmir'in rekortmen olduğunu vurgulayan Dr. Dolaş, "Rekortmenler İzmir'den çıktığı gibi düzenli bağışlarla kan ihtiyacını karşılama oranı Türkiye ortalamasının üzerinde. İzmirliler yüksek empatiye sahip. Tokatı çok sert, dost eli çok yumuşak" dedi.</p>

<p>Üç hekimin 1868'de yaralı ve hasta askerlere yardım cemiyeti olarak kurduğu Kızılay hala aynı yapı ile hizmet veriyor. Dernek kimliği ile faaliyetlerini sürdürürken, altyapısını güçlendirdi. Hekim ve sağlık çalışanlarının özverili çabalarıyla hizmet kalitesini ve alanını geliştiriyor. Çalışmalarını üç ayrı yapılanma ile yürütüyor; Kan Merkezi, afet ve sosyal çalışmalar.</p>

<p><img alt="" src="/images/IMG_20250227_111700_564.jpg" style="width: 800px; height: 428px;" /></p>

<p> </p>

<p><strong>İZMİR'İN TOKATI ÇOK SERT, </strong><strong>DOST ELİ ÇOK YUMUŞAK</strong></p>

<p>Ege Bölgesi Kan Merkezi, bağışlarla hastaların kan ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Pandemiye kadar yüzde 90-95 biz gönüllü bağışçılardan aldıklarını belirten Ege Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Barış Dolaş, "Pandeminin bizdeki etkisi 3 yıl sürdü. Lokomotif projelerimizi sekteye uğrattı. Milli Eğitim, askeri kışlalar, meydanlar, diğer kolluk kuvvetleri ve üniversiteler ile bağlantılarımız kesildi. Hastaneler kan ihtiyacını çözmek için hasta yakınlarını gönderdi. Düzenli bağış sorununu çözdük mü? Tam olarak değil. Yüzde 75-80 bandındayız. Yüzde 20 yüksek oran. Ege Bölgesi Kan Merkezi olarak yıllık hedefimiz 300 bin ünite kan. Türkiye'nin en iyi bölgelerinden biriyiz. İzmir bu konuda çok iyi. Tokatı çok sert, dost eli çok yumuşak.</p>

<p>İzmirliler'in empati yeteneği yüksek. Pandemiden sonra, düzenli bağışçılarımız dönmeye başladı. Şu anda dönemsel sıkıntı yaşıyoruz. Havalar soğuk, Ramazan giriyor. Bağışlar düştü ve stoklarımız erimesin diye çalışıyoruz. Ramazan'da ilk 10 gün bağışlar ciddi anlamda düşüyor. Hastaneler kan bağışı düştü, ameliyatları erteleyelim diyemiyor. Ramazan'da tıbbi olarak almıyoruz. Kan almak için tokluk hissine muhtacız. Sabah saatlerinde gelirse alıyoruz. Yoksa bağış sonrası şeker ve tansiyon düşer. Ramazan'da kan alma ekipleri gece çalışıyor. İftardan sonra başlarlar" diye konuştu.</p>

<p><img alt="" src="/images/a7873349-af48-4e04-ad1a-38abe2654346.jpeg" style="width: 800px; height: 649px;" /></p>

<p><strong>KAN STOĞUNDA TÜRKİYE </strong><strong>ORTALAMASININ ÜZERİNDEYİZ</strong></p>

<p>Yıl boyu hastanelerin kan ihtiyacının tamamını karşıladıklarını açıklayan Dr. Dolaş, şöyle devam etti; "Türkiye'de kan stoğu ortalaması 5.1. Ege'de yüzde 5.6. Ege Türkiye ortalamasının üstünde. Bizim bölgemizde Ege, DEÜ, Adnan Menderes, Celal Bayar gibi tüm Türkiye'ye hizmet veren hastaneler var. Ege'de ortalama 300 talasemi hastası çocuk tedavi görüyor. Bunlara düzenli kan bulmak zorundayız. Yılda 300 bin ünite kan hedefimizin büyük kısmını düzenli bağışçılarımızla karşılar hale geldik. Düzenli bağışçı oranımız her geçen gün yükselmekte. Mükerrer bağışçı, son 1 yılda bir kere bağış ve öncesi var demek.</p>

<p>Son iki yıldır kan vermeyen kişileri de kazanmaya çalışıyoruz. Evlerine hasta ağzından yazılmış gibi teşekkür mektupları gönderiyoruz. Davet ediyoruz yeniden kan bağışına. Onları düzenli kan vermeye çekebilirsek sorun kalmayacak. 3 milyon 40 bin ünite Türkiye hedefimiz. 18-60 yaş arası 47 bin kişi yani 19 kişiden bir kişi sadece bir kez kan verse yılda, yetiyor. 75 bin kişi 3 ayda bir düzenli bağış yapsa ihtiyacı karşılıyor. Yılda 4 bağış ile ihtiyaç bitiyor. Mutluluk nefsini doyurmakla değil, karşılık beklemeden yapılan iyilikle oluyor. Bir kişiden bir 1 ünite yani 480 ml kan alıyoruz ve bu kan 3 kişiye hayat veriyor.</p>

<p>Çok büyük bağışçılarımız var. 500 kez kan veren Baha Kaptan lakaplı bağışçımızı geçen yıl kaybettik. Sistem düzenli bağışlarda 65 yaşı 65'e oradan 70'e uzatabiliyor. Baha Kaptan, 3 ayda bir minibüsüyle insanları toplar, kan bağışına getirirdi. Şimdi oğlu onun yolundan gidiyor. 60'ın üzerinde bağış yaptı, devam ediyor. Türkiye'de kan bağışı rekortmenlerinin hepsi İzmir'de ama bunu yaymak lazım."</p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/kan-bagislamada-izmir-birinci/1527/</link>
<pubDate>Sat, 01 Mar 2025 08:07:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>“Şizofreni Hastalığı ve Gelecekteki Tedaviler” konuşuldu</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/sizofreni-hastaligi-ve-gelecekteki-tedaviler-konusuldu.jpg" width="250"><br><p>Söyleşinin açılış konuşması Prof. Dr. Köksal Alptekin tarafından yapıldı.</p>

<p>Uzman Dr. Ebru Onrat Özsoydan ve Psikiyatri Hemşiresi Dr. Yeliz Aktaş’ın konuşmacı olarak katıldığı söyleşide gelecekteki tedaviler konuşuldu.</p>

<p>Psikiyatri Hemşiresi Dr. Yeliz Aktaş Şizofreni ve Gelecekteki Tedaviler konusunda şu bilgileri verdi.</p>

<p>Şizofreni hastalığı beyinde biyolojik düzeyde nöral ağların bozulduğu, toplumsal düzeyde ise günlük yaşam becerileri, sosyal ilişkiler, ebeveynleri ve çevreleri ile iletişim kurma gibi becerilere uyum sağlamakta ciddi problemler yaşamaya neden olan hastalık belirtilerine neden olmaktadır. Şizofreni hastalığı ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğundan, ilaç tedavisi ilk basamakta olup psikososyal tedaviler ile desteklendiğinde yaşam kalitesi ve işlevselliği önemli derece arttırdığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bilişsel Davranışçı Terapi, Sosyal Beceri Eğitimi, Tedavi Uyum Programı, Psikoeğitim, Ruhsal Toplumsal Beceri Eğitimi, Motivasyonel Görüşme ve Aile Girişimleri şizofreni hastalarına uygulanan psikososyal programlardır ve hastanın yaşam kalitesini ve işlevselliğini arttırdığı bilinmektedir.</p>

<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ilaç tedavileriyle ilgili çok önemli gelişmelerin yanı sıra psikososyal müdahaleler artık hastanın kendi evinde, konfor alanında, yaşamının her alanında kullanabileceği uygulamalara dönüşmektedir. Hastanın günlük aktivitelerini kayıt etmesini sağlayan, yapmayı unuttuğu aktivitelerin hatırlatan, ilaç kullanımını takip eden ve hatırlatan, bu kayıtların eş zamanlı olarak ruh sağlığı profesyonelininde görmesini sağlayan mobil uygulamalar tasarlanmaya başlamıştır. Ruh sağlığı profesyoneli bu kayıtları değerlendirerek, hastanın tedavisine yön verebilmekte ve hastanın yaşam kalitesi artmaktadır. Ayrıca sanal gerçeklik uygulamaları ile, hastaların gerçekte deneyimlemekten kaçındığı fiziki ortam ya da durumlar sanal geçeklik ortamında oluşturulabilmekte ve hastanın kaçındığı yaşantıları araştırmacı ve uzmanlar denetiminde güvenli bir alanda deneyimlemesine imkan sağlamasına neden olan araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Gelecekte bu uygulamaların yaygınlaşacağı ve sanal gerçeklik teknolojisinin de mobil telefonlara aktarılabileceği düşünülmektedir, dedi.</p>

<p>Söyleşi soru-cevap bölümüyle sona erdi.</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/sizofreni-hastaligi-ve-gelecekteki-tedaviler-konusuldu/1240/</link>
<pubDate>Sun, 10 Mar 2024 20:20:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kardiyolog Doç.Dr. Kamil Tülüce’den  Oruç Tutacak Kalp Damar Hastalarına Uyarı</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/kardiyalog-doc-dr-kamil-tuluce-den-oruc-tutacak-kalp-damar-hastalarina-uyari.jpg" width="250"><br><p>Kalp damar hastalığı olanların oruç tutabilir ya da tutamaz şeklinde bir genelleme yapmanın doğru olmadığını belirten Doç. Dr. Tülüce şunları söyledi:</p>

<p>“Oruç tutmalarını sakıncalı ve riskli bulduklarımız özellikle göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da çarpıntı gibi kalp hastalıklarına bağlı yakınmaları aktif olarak devam edenler, ileri kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içerisinde kalp krizi geçirenler, son 6 ay içerisinde kalp damarına (koroner) stent takılanlar veya koroner bypass ameliyatı olmuş olan hastalar kesinlikle oruç tutmamalıdır. Dirençli hipertansiyonu olan hastalar da kan basıncı normal sınırlara inmeden oruç tutmamalıdır. Tedavi ile kontrol altında hipertansiyonu olan hastalar, ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabilirler. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp damar hastaları oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır”</p>

<p><img alt="" src="/images/Oru%C3%A7%20tutanlara%20tavsiyeler.jpg" style="width: 600px; height: 600px;" /></p>

<p> </p>

<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Doç.Dr.Kamil Tülüce “Ramazan boyunca iki öğün yerine üç öğün yemek yemelidir”</strong></p>

<p>Kalp damar hastalığı olup oruç tutan hastaların ağır ve çok yemek yememeleri gerektiğine dikkat çeken Kamil Tülüce, “Ağır bir yemek sonrası kalp hızında artış, kalbin kanlanmasında azalma, tansiyon yüksekliği atakları gelişebilmektedir. Bu nedenle hastalarımız iftar ve sahurda yediklerinin ve miktarının kalp damar sağlığı için çok önemli olduğunu bilmelidirler. Kalp hastaları, Ramazan boyunca iki öğün yerine üç öğün yemek yemelidirler. Bu üç öğün iftar, iftardan 2-3 saat sonra ve sahur şeklinde olmalıdır. Bu sayede öğün miktarı bölündüğünden dolayı hastanın kalp üzerine binen yük artmamış olacaktır. Bu öğünlerde sindirimi uzun süren gıdalarda seçilmesi gerekmektedir.”</p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/kardiyolog-doc-dr-kamil-tuluce-den-oruc-tutacak-kalp-damar-hastalarina-uyari/1237/</link>
<pubDate>Sun, 10 Mar 2024 00:00:00 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İzmir'de gribal enfeksiyon başvurularında artış yaşanıyor</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/izmirde-gribal-enfeksiyon-basvurularinda-artis-yasaniyor.jpg" width="250"><br><p><p><p>İZMİR'de gribal enfeksiyon bulgularıyla Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne başvurularda yüzde 50'den fazla artış olduğunu söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Güneş Şenol, bu başvuruların daha da artmasını beklediklerini açıkladı. Solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan hastalıklardaki artışın normal olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şenol, "Hastaların kapalı alanda vakit geçirmesi bulaş riskini arttırıyor. Hasta kişilerin ve çocukların mümkün olduğu kadar kapalı alanlarda bulunmaması, işe ya da okula gitmemesi, sağlıklı insanlardan uzak durmaya çalışması toplumsal sorumluluğun bir gereğidir" dedi. </p><p id="inpage_reklam"></p><p>İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Güneş Şenol, her yıl kış aylarında soğuk algınlığı şikayetlerinin arttığını kaydetti. Özellikle acil servise hem erişkin hem çocuk hasta geldiğini anlatan Prof. Dr. Şenol, sürecin sürpriz olmadığını belirterek, "İki, üç hafta öncesine göre polikliniğe başvurularda en az yüzde 50 artış var. Acilde ise daha da fazla oranda gribal enfeksiyon bulgularıyla başvuran erişkin ve çocuk hasta görüyoruz. Bakanlık yıllardır bunu takip ediyor. Tahmin ettiğimiz gibi en fazla influenza, koronavirüs, parainfluenza enfeksiyonları geliyor. Ancak her başvuruda hangi virüsün olduğunu ayırt etmek çok gerekli değil. Hastalığın ne kadar ağır olduğu ve nereye kadar evrilebileceğini öngörmemiz gerektiğinden özellikle yaşlı ve eşlik eden başka hastalıklara sahip kişilerin eklenebilecek problemleri öngörmek açısından virüsün türü önemli olabiliyor. Zaten ağır seyredecek enfeksiyonlar, laboratuvar bulgularıyla kendini belli ediyor. Onlarda ek önlemler almak gerekiyor. Bağışıklığı normal, erişkin ve herhangi bir ek hastalığı olmayan kişilerde beklentimiz, bulguların birkaç gün içinde gerilemesidir" ifadelerini kullandı.<p>TOPLUMSAL SORUMLULUK VURGUSU</p></p><p>En sık nezle olgusuna rastladıklarını Prof. Dr. Şenol, bunların ateşsiz, burun akıntısı, hapşırık ve göz kızarıklığıyla seyreden hastalık grubu olduğunu kaydetti. Bunun yanı sıra üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, influenza ya da Covid-19 dışı diğer koronavirüs enfeksiyonlarının da görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Şenol, "Grip benzeri hastalık yapan, bazı alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan hastalıklar son haftalarda arttı. Giderek artmasını bekliyoruz. Hastaların kapalı alanda vakit geçirmesi bulaş riskini arttırıyor. Kişinin hastalığı hafif geçirmesi için genel bağışıklığı arttırıcı, uyku düzeni ve açık alan aktivitelerine ağırlık verilmesi gerekir. Şikayetler başladığında önce aile hekimlerine başvurulmalı. Onların yönlendirmesi doğrultusunda ilgili birimler müdahaleyi gerçekleştiriyor. Hasta olan kişilerin ve çocukların mümkün olduğu kadar kapalı alanlarda bulunmaması, işe ya da okula gitmemesi sağlıklı insanlardan uzak durmaya çalışması toplumsal sorumluluğun bir gereğidir" açıklamalarında bulundu.</p></p><p>'GRİP OLGULARI KÜMELENME BAŞLADI'</p></p><p>Hasta kişilerin zorunluluk hallerinde topluluk içinde bulunması gerektiğinde maske takarak virüsün etrafa saçılmasını engelleyebileceğini belirten Prof. Dr. Şenol, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında maske takılması gerektiğini ifade etti. Risk grubunda olan kişilerin, influenza geçirmediyse halen grip aşısı yaptırabileceğini kaydeden Prof. Dr. Şenol, "Grip aşısını belli risk faktörleri olan kişilere, 65 yaş üzeri, kronik bronşiti olanlar ve bağışıklık sistemini etkileyen ilaç kullananlara tavsiye ediyoruz. Verilerimize göre dünyada da Türkiye'de de grip olguları kümelenmeye başladı. Risk grubunda olan kişiler eğer influenza geçirmediyse halen aşı yaptırabilir. Covid-19 ya da influenza aşılarının iddiası, 'Bu aşıyı olduk, hiçbir şekilde enfeksiyon bulaşmaz' değildir. Özellikle bu grup aşılarda amaç, enfeksiyonun klinik olarak ortaya çıkmamasıdır. Temelde bizim beklentimiz hastaneye, yoğun bakıma yatışların, entübasyon ve ölümlerin azaltılmasıdır. Aşılar bu konuda başarılıdır. Yan etkileri de göz ardı edilebilecek kadar azdır" dedi.</p></p><p>'ANTİBİYOTİKLER GEREKSİZ VE ÇOK FAZLA KULLANILIYOR'</p></p></p><p>"Antibiyotiklerin gereksiz ve çok fazla kullanıldığını görüyoruz" diyen Prof. Dr. Şenol, "Soğuk algınlığı kliniği olan hastalarda öncelikle düşünülmesi gereken ilaç grupları değildir. Bazen grip tarzı enfeksiyonlardan sonra bu virüsün yaptığı yapısal hasarlardan kaynaklanan nedenlerden dolayı antibiyotik kullanılması gereken durumlar oluşabiliyor. Ama bu çok nadirdir. Bir günlük burun akıntısında asla antibiyotiğin hiçbir yeri ve iyileştirici etkisi yoktur. Sadece kişi kendini güvenli modda hissedebilir. Aile hekiminin önerisiyle ağrı kesici, öksürük için rahatlatıcı ilaçlar kullanılabilir. İstirahat ile bu süreç atlatılabilir. İnfluenza ve koronavirüs enfeksiyonlarında ise Covid-19'un dışında soğuk algınlığı benzeri enfeksiyonlara yol açan koronavirüsler var. Bunlar mevsimsel olarak karşımıza çıkar. Bu virüslerde hastalık süreci biraz uzayabilir. Ateş ve vücut ağrısının yanında bazen birkaç hafta süren öksürük şikayetleri olabilir" diye konuştu. </p><p></p></p>]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/izmir-de-gribal-enfeksiyon-basvurularinda-artis-yasaniyor/1127/</link>
<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 12:05:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çocuk onkoloji hastanesinde yılbaşı etkinliği</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/izmirdeki-cocuk-onkoloji-hastanesinde-yilbasi-etkinligi-duzenlendi.jpg" width="250"><br><p>Ege Üniversitesi Tülay Aktaş Çocuk Onkoloji Hastanesi'nde yılbaşı etkinliği düzenleyen Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı (KİTVAK), hasta çocuklara palyaçolar eşliğinde sürpriz hediyeler dağıttı. Tedavi sürecinde moralin çocuklar için çok önemli olduğunu anlatan Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kantar, "Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kanser tedavisinde başarı giderek artıyor. Ege ve Marmara Bölgesi'nin yanı sıra Azerbaycan, Irak ve İran'dan tedavi için hasta geliyor. Yılda yaklaşık 200 hasta potansiyelimiz var" dedi.</p>

<p>Onkoloji hastası çocuklar ve hasta yakınlarının moral, motivasyonlarını yüksek tutmak amacıyla EÜ KİTVAK Tülay Aktaş Çocuk Onkoloji Hastanesi'nde bir yılbaşı etkinliği düzenlendi. Yazar Nergis Seli, yazdığı kitapları çocuklar için imzalarken etkinliğe katılan animatörler de çocuklara keyifli anlar yaşattı. Yılbaşı pastasındaki mumları birlikte üfleyen çocuklar ve aileleri kendileri için hazırlanan hediyelerle de ayrı bir mutluluk yaşadı. KİTVAK Yönetim Kurulu Başkanı İklil Ulueren, çocuklara moral vermek, umut ve motivasyon sağlayabilmek için, dini ve milli bayramlar ile yeni yıla girerken çeşitli kutlamalar yaptıklarını belirtip, bu etkinliklerin onlar için büyük önem taşıdığını kaydetti. Uzun süren tedavilerde moralin önemine dikkati çeken Ulueren, "Grip olduğumuzda bile morale ihtiyacımız var. Bu denli uzun süreçli tedavilerde de moral çok kıymetli. Palyaçolar eşliğinde pastadan mumlar üfleyerek, hediyeler dağıtarak onlara moral verince biz de mutlu oluyoruz. Bağışçılarımız bizi bırakmıyorlar. Yıllardır bu etkinlikleri sürdürüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'ÇOCUKLARIMIZ HİÇ HASTA OLMASIN, HELE BU HASTALIĞA HİÇ YAKALANMASINLAR'</strong></p>

<p>Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi'nin KİTVAK tarafından yapılıp EÜ'ye devredildiğini hatırlatan İklil Ulueren, 2024 yılında da çok sayıda bağış etkinliği düzenleyeceklerini belirtip şöyle devam etti: "Burada çocuklarımız en iyi şekilde tedavi oluyor ve iyileşip çıkıyorlar buradan. Fakat bu süreçte onlara moral vermek, gözlerinin ışıldamasını sağlamak bizim için aslolan tek şey. Yeni yıla gelirken umutlar, temenniler, dilekler çocuklarımız için kıymetli. Diliyorum ki çocuklarımız hiç hasta olmasın, hele bu hastalığa hiç yakalanmasınlar. Aileleriyle mutlu, sağlıklı, neşe içinde bir yaşam sürdürsünler. Bizim de etkinliklerimiz, kermes ve konserlerimiz devam edecek. Her mecradan bağış almaya çalışıyoruz. Vakıf olarak 27 yılı devirip 28'inci yıla giriyoruz. El ele olduğumuz tüm bağışçılarımıza, gönül dostlarımıza sonsuz teşekkür ediyorum."</p>

<p><strong>'AZERBAYCAN, IRAK VE İRAN'DAN HASTALARIMIZ VAR'</strong></p>

<p>EÜ Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kantar, kanser hastası çocuklara uluslararası standartlarda hem tedavi hem bakım hizmetleri verdiklerini açıkladı. Her yıl yaklaşık 100 hasta çocuğu kiniklerinde misafir ettiklerini ve tedavilerini tamamladıklarını belirten Prof. Dr. Kantar, "Hastalıklar tedavi edilebilir. Yeter ki onlara şans tanınsın. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kanser tedavisinde başarı giderek artıyor. İyi bir ekibimiz var. İnşallah sayımız daha da artar. Alt yapı olanaklarımız çok iyi" dedi. KİTVAK'ın İzmir'in en güçlü sivil toplum örgütlerinden biri olduğunu dile getiren Kantar, şöyle konuştu: "İzmir'de şu anda 5 hastanede tedavi veriliyor. Çevre illerde de onkoloji merkezleri var. Ege Üniversitesi bölgede çok daha fazla hasta alıyor. Geniş imkanları var. Ege ve Marmara Bölgesi'nden hasta geldiği gibi Azerbaycan, Irak ve İran'dan hastalarımız tedavi için geliyor. Her yıl 100 başvuru var. Bariz bir artış yok ama senede 200 hasta potansiyelimiz hiç değişmiyor. Bugün yeni yıla girerken bizlerle oldular. Tüm çocukların sağlıklı olacağı güzel bir 2024 yılı diliyorum."</p>

<p><strong>'2.5 YAŞINDAKİ MASAL'IN İLK KEZ YÜZÜ BUGÜN GÜLDÜ'</strong></p>

<p>İzmir'de yaşayan ve iki haftadır lenfoma tanısıyla Tülay Aktaş Çocuk Onkoloji Hastanesi'nde tedavi gören anne Gözde Kaya ve baba Salih Kaya'nın 2,5 yaşındaki kızları Masal Ecrin Kaya da yılbaşı partisinin en mutlu çocuklarından biri oldu. Anne Gözde Kaya, 1,5 ay geçmeyen öksürük şikayetleri üzerine hastaneye başvurduklarını söyleyerek, "Farklı bir öksürüktü. İki haftadır buradayız. Yolun başındayız. Babamda gençken kanser öyküsü var. Aynı hastalık lenfoma kızımda çıktı. Hala hastanede yaşamaya alışamadı. İlk zamanlarda daha çok zorluk çekiyordu ve hırçındı. Psikolojik olarak hem çocuk hem bizim için çok zor. Bir tane daha kızımız var. Onun için de zor geçiyor. Masal'ın ilk kez yüzü bugün güldü. Bu etkinliğin düşünülmesi çok güzel, teşekkür ederiz" diye konuştu.</p>

<figure class="type:primaryimage hbhOrder" style="margin-bottom:20px;"> </figure>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/cocuk-onkoloji-hastanesinde-yilbasi-etkinligi/1108/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jan 2024 22:32:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>2023'te kamu hastanelerinde 520 bin 723 bebek doğdu</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/2023te-kamu-hastanelerinde-520-bin-723-bebek-dogdu.jpg" width="250"><br><p>SAĞLIK Bakanlığı'nın verilerine göre; Türkiye'de kamu hastanelerinde 2023 yılında 520 bin 723 bebek dünyaya geldi.</p>

<p>Bakanlık verilerine göre; doğum öncesi bakım hizmetleri oranı yüzde 99,7, hastanede gerçekleşen doğum oranı ise yüzde 97,3'e ulaştı. Ekim ayı itibarı ile anne dostu hastane sayısı 113 oldu. Kamu hastanelerinde 442 gebe okulu ve birinci basamak sağlık hizmet birimlerinde yer alan 1080 gebe bilgilendirme sınıfı ile gebelerin en iyi şartlarda bilinçli doğum yapabilmelerini temin etmek üzere onlara yönelik eğitim ve destek programları gerçekleştirildi. Türkiye, son 20 yılda bebek ve 5 yaş altı çocuk ölümlerini hızla azaltan ülkeler arasında yer aldı. Covid-19 salgını ile birlikte tüm dünyada doğumda beklenen yaşam sürelerinde düşüş meydana gelirken, Türkiye, Dünya ve AB ortalamalarında yaşanan düşüşe göre daha az azalma gösterdi. Türkiye'nin doğumda beklenen yaşam süresi 77,5 yıl oldu.</p>

<p><strong>'REFERANS MERKEZİ KONUMUNDAYIZ'</strong></p>

<p>Etlik Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Çağanay Soysal, kendi hastanelerinde 2023 yılında 12 bin 500 doğum olduğunu söyleyerek, "Ankara Etlik Şehir Hastanemizin 1'inci yılında hem bebek dostu, hem de anne dostu hastane olmanın gururunu yaşıyoruz. 12 bin 500 doğumumuzun yanında yine 1 yıl içinde 365 bin kadın doğum muayenesi gerçekleştirmiş olup, 20 bine yakın da kadın doğum ameliyatı gerçekleşmiştir. Kadın doğum hastanesi olarak hem robotik cerrahi, hem perinatoloji tarafından yapılan yüksek riskli gebelik takipleri ve bütün girişimlerle tüm Türkiye'den hasta kabul eden referans merkezi konumundayız" diye konuştu.Hastane bünyesindeki gebe okulunda gebelere eğitim verdiklerini söyleyen Soysal, "Sadece gebelerimize değil eşlerine de aynı eğitimleri vermekteyiz. Onun haricinde mutlaka normal doğum sürecine teşvik etmekteyiz. Çünkü normal doğum en sağlıklı doğum yöntemi. Sezaryen bir alternatif doğum yöntemi değildir. Acil durumlarda uygulanması gereken müdahale şeklidir aslında. ve böylece gebe okulları ile birlikte normal doğumlara katkı sağlamakta olup, gebe okulunda eğitim alan tüm anne ve babalara eğitim süreci sonunda sertifika vermekteyiz. Verdiğimiz sertifika ile birlikte doğum alanlarını, doğum salonlarında ebeveynler gezdirmekteyiz" dedi.</p>

<figure class="type:primaryimage hbhOrder" style="margin-bottom:20px;"> </figure>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/2023-te-kamu-hastanelerinde-520-bin-723-bebek-dogdu/1107/</link>
<pubDate>Tue, 02 Jan 2024 22:32:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İklim Değişikliğiyle Salgın Hastalıkların Yayılması Tehlikesi Artıyor</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/iklim-degisikligiyle-salgin-hastaliklarin-yayilmasi-tehlikesi-artiyor.jpg" width="250"><br><p>İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Afet Yönetimi Enstitüsü ve İklim Değişikliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, 'Küresel iklim değişikliğiyle sıcaklıkların artması; parazit, böcek ve buna bağlı olarak salgın hastalıkları artırıyor. Özellikle sıtmanın 2080 yılına kadar Avrupa'ya yayılması bekleniyor' dedi.</p>

<p>Dünya genelinde küresel iklim değişikliği ve beraberinde gelen kuraklıkla, sıcak hava dalgalarına maruz kalma riski artıyor. İklim krizi, meteorolojik ani değişimlere neden olurken, solunum yolu hastalıkların seyrini de olumsuz etkiliyor. Yapılan bilimsel araştırmalarda kuraklığın; sucul ve kara ekosistemindeki istilacı türler ile kene gibi parazitlerin artışı kaynaklı salgın hastalıklar da yayılım tehlikesi taşıyor. İstilacı bitki, balık, böcek, parazit gibi canlılarda artış görüldüğünü söyleyen uzmanlar, gelecekte zararlı canlıların artışıyla alerji, üst solunum yolu ile vektörel hastalıkların daha da artacağını öngörüyor. Sarı humma, sıtma, zika gibi virüsleri taşıyıcısı olan sivrisinekler ile Türkiye'de Doğu Karadeniz'de görülen kene gibi parazitlerin yaydığı hastalıkların çoğalacağını söyleyen bilim insanları, iklim değişimiyle topyekun mücadele edilmesini öneriyor.</p>

<p><strong>'İLK DEFA BU TÜRLERLE KARŞILAŞINCA ALERJİK REAKSİYONLAR OLUYOR'</strong></p>

<p>İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı, Afet Yönetimi Enstitüsü ve İklim Değişikliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, iklim değişikliğinin etkilerinin ekosistemlerde görülmeye başlandığını belirterek, 'Küresel iklim değişikliğiyle sıcaklıkların artması parazit, böcek ve buna bağlı olarak salgın hastalıkları artırıyor. En önemlisi de sivrisinek, vektörel hastalıklarda büyük problem yaratacağı bekleniyor. Özellikle sıtmanın 2080 yılına kadar Avrupa'ya yayılması bekleniyor. Şu anda Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi, sıtma bölgesi olarak biliniyor. Isınmayla beraber bazı bitkiler ve böcekler dağlara doğru yürümeye başlıyor ve dağ köylüsü ilk defa bu bitki ve böceklerle karşılaşınca alerjik reaksiyonlar oluyor. Bunun yanında aşırı yağışlar sellere, seller de küf ve mantarlara sebep oluyor. Yüksek basınçlı günler de kuraklıkla beraber artacağı için bu da hava kirliliğine bağlı üst solunum yolu hastalıklarının artmasına neden oluyor. Bunların gelecekte giderek artmasını bekliyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM'</strong></p>

<p>Yabancı ve istilacı türlerin yanı sıra, kenelerin de Türkiye'de artmasını beklediklerini belirten Prof. Dr. Kadıoğlu, 'Kene Türkiye'nin her tarafında oluyor, olmaya başladı. Bizim bölgede de kene dikkat edilmesi gereken konulardan biri. Bunların dışında yabancı türler var. Balon balığı Süveyş'ten kalkıp boğazları geçip Karadeniz'e giriyor. Bir de dağlara, yaylalara yürüyen bir bitki örtüsü var. Onlar da sıkıntı. Isınma böceklenmeyi artırdığı için çam kozalakları gibi böcekler daha çok uzun yaşıyor ve tehlike yaratıyorlar. Bir bütün olarak bireysel ve yönetimler olarak iklim değişikliğiyle mücadele etmemiz lazım' diye konuştu.</p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/iklim-degisikligiyle-salgin-hastaliklarin-yayilmasi-tehlikesi-artiyor/1027/</link>
<pubDate>Sun, 26 Nov 2023 15:53:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>'Cana Can Kat' projesi kapsamında tanı ünitesi açıldı</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/cana-can-kat-projesi-kapsaminda-tani-unitesi-acildi.jpeg" width="250"><br><p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Kiraz Belediyesi ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nün iş birliğinde başlatılan ‘Cana Can Kat Projesi’ kapsamında; orta ve ileri yaş popülasyondaki kardiyovasküler risk profillerinin belirlenmesi ve hipertansiyon sıklığının saptanmasını sağlayacak sağlık taramalarının yapılacağı Kiraz Devlet Hastanesi Anjiyo Tanı Ünitesi’nin açılışı gerçekleştirildi. Açılışa Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, Kiraz Kaymakamı Onur Titiz, Kiraz Belediye Başkanı Saliha Özçınar Kutlu, İl Sağlık Müdür Yardımcısı Uzm. Dr. Anıl Esen, ilçe yöneticileri, DEÜ Üst Yönetimi, dekan ve müdürler ile Kiraz halkı katıldı.</p>

<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, DEÜ’nün örnek projelere imza attığını belirterek, gönüllülük esasına dayanan, milletine destek vermeyi amaç edinen bir yönetim anlayışına sahip olduklarını söyledi. Rektör Hotar, kentin DEÜ’ye olan sevgisi ve desteği ile hizmetlerin daha da hızlı tamamlandığını belirterek, “Güzel ilçemizin gönlümüzdeki yeri çok ayrı. Biz, sadece metropolde varlık gösteren bir üniversite değiliz. Biz, aynı zamanda, kentin üniversitesi vizyonunu üstlenen ve iş birliğine açık bir yükseköğretim kurumuyuz. Dolayısıyla İzmir’in ilk Veteriner Fakültesini Kiraz’a kazandıran araştırma üniversitesi olarak, il sağlık müdürlüğümüz ve belediyemiz ile ortak yürüttüğümüz ‘Cana Can Kat Projesi’ ile hayata geçen merkezin de heyecanını birlikte yaşıyoruz. Hem halkımızın öğrencilerimizi, hocalarımızı ve faaliyetlerimizi desteklemesi hem hoca ve öğrencilerimizin gönüllü olması, bu hizmetleri yapmamıza vesile oldu. Bu nedenle çok mutluyuz, çok gururluyuz” dedi.</p>

<p><strong>İhtiyaçlara yönelik adımlar atıyoruz</strong></p>

<p>Devlet üniversitesi olarak, öğretim ve araştırma faaliyetlerinin yanı sıra nitelikli kamu hizmetlerini vatandaşlara sunmaya özen gösterdiklerini kaydeden Rektör Hotar, “Buradaki hassasiyetimizin temelini, aziz milletimize duyduğumuz bağlılık ve hizmet etme çabası oluşturuyor. Araştırma üniversitesi olarak, kuruluş ilke ve değerlerimizin sınırlarını, sadece akademik çalışmalarla çizmiyoruz. Biz, topluma fayda sağlayacağımız proje ve yatırımlarda geleceğimizi görüyoruz. Ülkemizin en önemli sağlık yatırımlarını bünyesinde barındıran ve bölgesel sağlık hizmeti sunan kurumumuzun kabiliyetini, bu noktada değerlendiriyoruz. Rektörlük olarak vatandaşlarımızın talep ve beklentilerini dikkate alırken; sorunlarını çözecek ve ihtiyaçlarına karşılık verecek adımları atmaya özen gösteriyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kiraz Belediyemizin de katkılarıyla işbirliği protokolünü oluşturduk </strong></p>

<p>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Hotar, “Geçtiğimiz günlerde Veteriner Fakültemiz bünyesinde kurduğumuz hayvan barınağını hizmete açtık. O günkü törende, tarafımıza iletilen bilgiler doğrultusunda, kalp hastalıkları ve hipertansiyon konusunda ilçede sağlık hizmeti ihtiyacı olduğu sonucuna ulaştık. Araştırma Uygulama Hastanemiz, Tıp Fakültemiz ve İl Sağlık Müdürlüğümüz ile iletişime geçerek ön çalışmalara başladık. Kiraz Belediyemizin de katkılarıyla işbirliği protokolünü oluşturduk. Kirazlı hemşerilerimiz için güçlerimizi birleştirerek orta ve ileri yaş grubundakilere yönelik kalp hastalıkları risklerini tespit edecek; tarama, teşhis ve tedavi süreçlerini kapsayan yeni bir işbirliği zemini oluşturduk. Bu gayretlerimizin sonucunda da Kiraz Devlet Hastanesi’nde Anjiyo Tanı Ünitesi hayata geçmiş oldu” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Taramalar yapılacak </strong></p>

<p>“Bu merkezde, uzman hekimlerin kontrolünde 40-80 yaş arasındaki vatandaşlarımızın hem kardiyovasküler risk profillerinin belirleyecek hem de hipertansiyon sıklığını saptayacak taramalar yapılacak” diyen Rektör Hotar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Altı hafta sürmesi planlanan ve ilk etapta 650 vatandaşımızın yararlanacağı hizmetleri, gerekli olması halinde uzatacağız. Ülkemizin de yüksek risk bölgesinde olduğu gerçeğini düşündüğümüzde, bu çalışmamızın zorunluluk olduğunu görüyoruz.”</p>

<p><strong>İzmir’e ve bölgemize önemli bir katkı sağlandı</strong></p>

<p>Açılışta konuşan DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Caner Çavdar, “Cana Can Kat projesi ile Kiraz ilçemize, İzmir’e ve bölgemize önemli bir katkı sağlanmıştır. Kent bizi bağrına bastı, çok güzel bir enerji ortaya çıktı. Bu önemli çalışmada görev alan herkese teşekkür ediyorum” dedi. Kiraz Devlet Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Oktay Okuş ise, “Hastanemizde, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda önemli bir proje hayata geçiriliyor. Gelişmiş sağlık hizmetlerinin önemini pandemi döneminde yakından gördük. Yapılan çalışma nedeniyle Dokuz Eylül Üniversitesi, belediyemiz ve İl Sağlık Müdürlüğümüze çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. İl Sağlık Müdür Yardımcısı Uzm. Dr. Anıl Esen de kurum olarak üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirmenin mutluluğunu yaşadıklarını kaydetti.</p>

<p><strong>Çok hasta kaybettik, çok gözyaşı döktük </strong></p>

<p>Kiraz Belediye Başkanı Saliha Özçınar Kutlu, “Cana Can Kat Projemizin başarısı, Sayın Rektörümüz Nükhet hocamızın başarısıdır. Kiraz’a verilmeyen değeri hocamızdan gördük. Veteriner Hekimlik Fakültesi’nden tutun da kentin tüm sorunlarına destek oldu. Kardiyovasküler hastalıklar yüzünden çok hasta kaybettik, çok gözyaşı döktük. Bundan sonra inşallah bu acılarla karşılaşmayacağız. İl Sağlık Müdürlüğümüze, Kaymakamlığımıza, Üniversitemize ve emeği geçen tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.</p>

<p>Kiraz Kaymakamı Onur Titiz de, bölgede kardiyovasküler hastalıkların tedavisi konusunda ihtiyaç olduğunu Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Nükhet Hotar’a ilettiklerini ve sorunun hemen çözüme kavuştuğunu belirterek, “Bu merkez, bölgemize ve insanımıza hayırlı olsun. Destek veren tüm kurumlara teşekkür ediyorum” dedi.</p>

<p><strong>Kadın sağlığına yönelik önemli bir protokol imzalandı</strong></p>

<p>Anjiyo Tanı Ünitesi’nin açılışının ardından; Dokuz Eylül Üniversitesi, Kiraz Kaymakamlığı ve Kiraz Belediyesi’nin taraf olduğu kadın sağlığına yönelik önemli bir protokol daha imzalandı. Protokol kapsamında Kiraz’da yaşayan 18 yaş üstü kadınların işitme sağlığı, ağız ve diş sağlığı, ev kazalarında temel ilk yardım, rahim ağzı kanseri ve sağlıklı beslenme konularının önemine yönelik farkındalıkların oluşturulması amaçlandığı kaydedildi.</p>

<p>DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, Kiraz’daki sağlık hizmeti kalitesinin arttırılması ve sosyal politikalar konusunda önemli iş birlikleri gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Kiraz’daki bir diğer önemli projemiz kadın sağlığına yönelik oldu. Yine Kiraz Belediyesi ve Kiraz Kaymakamlığımızla koordineli şekilde gerçekleştireceğimiz bu proje ile kadınlarda işitme sağlığı, ağız diş sağlığı, ev kazalarında temel ilkyardım, sağlıklı beslenmeye yönelik bilinç oluşturulması, rahim ağzı kanserinden korunmada tarama programlarının önemine dikkat çekmeyi amaçlanmaktadır. ‘Sağlıklı Yaşam İçin Kadınlarımızla El Ele’ sloganıyla yola çıktığımız bu proje kapsamında, anketler, sağlık taramaları, farkındalık eğitimleri ile sağlık verileri elde edilecek. Elde edilecek sonuçlar proje yürütme kurulu tarafından Üniversitemize, Kiraz Belediyesi ve Kiraz Kaymakamlığına bildirilecek. Toplumsal katkı hedeflerimiz doğrultusunda kamusal sorumluluklarını memnuniyetle yerine getirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/cana-can-kat-projesi-kapsaminda-tani-unitesi-acildi/842/</link>
<pubDate>Wed, 24 May 2023 21:10:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Presbiyopi ve astigmatizma</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/presbiyopi-ve-astigmatizma.jpeg" width="250"><br><p>Göz sağlığı alanında dünya lideri ve Novartis’in bir grup şirketi olan Alcon’un Dünya Görme Günü’ne özel bu yıl üçüncüsünü düzenlediği “Sizin Gözünüzden: Presbiyopi ve Astigmatizmada En Güncel Cerrahi Tedavi Yaklaşımı” başlıklı bilgilendirme toplantısı 11 Ekim Çarşamba günü, Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantıda katılımcılarla bu hastalıkların belirtileri, dünyada ve Türkiye’deki durumları ile ameliyat ve neler yapılması gerektiği hakkında bilgi paylaşıldı.</p>

<p>55 yaş üzeri herkesin karşılaşabileceği, yaşa bağlı yakını görememe sorunu olarak adlandırılan presbiyopi ve tedavi seçenekleri hakkındaki sunumuyla Dr. Yonca Akova; katılımcıları Presbiyopi’yle ilgili bilgilendirdi. Presbiyopi’nin ne olduğu, kimlerde görüldüğü ve tedavi imkanlarıyla ilgili konulara değinen Dr. Yonca Akova konuyla ilgili “Günümüzde presbiyopi için ile teknoloji tedavi seçenekleri ile kişiye özel tedaviler planlayabiliyoruz” dedi.</p>

<p><strong>Presbiyopi kimlerde görülür?</strong></p>

<p>Yaşla birlikte göz içerisindeki doğal lensin farklı mesafelere odaklanabilme yeteneğini kaybetmesiyle gerçekleşen Presbiyopi, 40 yaş civarında yavaş yavaş başlar ve 45-50 yaşlarda kişinin görmesini belirgin derecede etkiler. Bu yaş grubundan başlayarak daha ileri yaşlardaki herkesi etkileyebilir.</p>

<p><strong>Presbiyopi için tek çözüm ameliyat mı?</strong></p>

<p>Kontakt lens ve gözlük ile de kişinin farklı mesafeleri görmesi sağlanabilir fakat kalıcı çözüm olarak cerrahi ile farklı mesafelerin görülmesi sağlanan trifokal göz içi lensler ile düzeltilebilmektedir.</p>

<p><strong>Presbiyopi cerrahisi sonrasında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?</strong></p>

<p>Presbiyopi cerrahisi sonrasında iyileşme süreci kısa olmakla birlikte yapılan cerrahinin başarılı olması için göz hekiminin reçete ettiği damlaları düzenli ve belirtilen süre boyunca kullanmak dışında özel bir şey yapılmasına gerek yoktur.</p>

<p>Göz bebeğinin arkasında bulunan ve görmeyi sağlayan doğal göz merceğinden kaynaklı hastalıkların en çok görülenleri olan katarakt ve astigmatizma hakkında bilgi veren Dr. Bekir Sıtkı Aslan; kataraktın dünyada körlük nedenleri arasında birinci sırada olduğunu ve astigmatizmanın da göz yüzeyinin düzensizleşmesine bağlı olarak geliştiğini belirtti. Dr. Bekir Sıtkı Aslan ayrıca “Astigmatizma ve Katarakt Cerrahisi” konulu sunumunda bu hastalıkların kimlerde görülebildiğinden, hastalıkların cerrahi imkanlarından ve sonraki süreçlerde hastaların dikkat etmeleri gereken hususlardan bahsetti.<br />
Halk arasında ‘göze perde inmesi’ olarak tanımlanan katarakt, dünyada körlük nedenleri arasında birinci sırada yer alıyor. Her yıl 25 milyon kişide oluşan katarakt, dünyadaki körlüklerin yaklaşık yüzde 50’sinin nedeni olarak kabul ediliyor. Katarakt teşhisi konulan hastaların yüzde 40’ında astigmatik kırma kusuruna rastlanıyor. Dr. Bekir Sıtkı Aslan konuyla ilgili “Kataraktın tedavisini yaparken diğer görme kusurlarını da tedavi edebiliyoruz. Özellikle astigmatı da tedavi etme imkanına sahip olmamız hastalarımıza daha iyi bir görüş kalitesi sunmamızı sağlıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Astigmatizma ve Katarakt kimlerde görülür?</strong></p>

<p>Astigmatizma toplumda her yaşta bireyde görülebilmektedir. Katarakt ise ileri yaş, diyabet, sigara kullanımı, göz travması ve ultraviyole ışığa uzun süreli maruz kalmak gibi risk faktörleriyle gelişebilen bir hastalıktır.</p>

<p><strong>Kataraktta tek çözüm ameliyat mı?</strong></p>

<p>Kataraktın tek tedavisi; fonksiyonunu ve şeffaflığını yitirmiş doğal lensin cerrahi olarak temizlenmesi ve yerine yapay bir göz içi lens yerleştirilmesidir.</p>

<p><strong>Katarakt cerrahisi sonrasında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?</strong></p>

<p>Katarakt cerrahisi sonrasında iyileşme süreci kısadır. Katarakt için yapılan cerrahinin başarılı olabilmesi için doktorun reçete ettiği damlaları düzenli ve belirtilen süre boyunca kullanmak dışında yapılması gereken özel bir şey yoktur.</p>

<p><strong>Astigmatizmada cerrahi uygulamaları yapılıyor mu?</strong></p>

<p>Katarakt ve presbiyopi ameliyatı ile birlikte göze astigmatı düzelten göz içi lens yerleştirilerek tek seferde astigmatın da düzeltilmesi sağlanabilmektedir.</p>]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/presbiyopi-ve-astigmatizma/702/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Aft nasıl geçer?</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/aft-nasil-gecer.jpeg" width="250"><br><p>Ağız ülseri olarak bilinen aftı için bitkisel tedavi yöntemleri nelerdir? Detaylar haberimizde. </p>

<p><b>Aft nedir?</b></p>

<p>Ağızda ve dilde çeşitli mineral ve vitamin eksikliklerinden dolayı oluşan ortasında beyaz pamukçukla olan küçük çukurlardır. Ağız ülseri olarak bilinen aft genellikle ağrılı bir rahatsızlıktır.<br />
 <br />
Kadınlar erkeklere oranla bu hastalığa daha çok maruz kalıyor. Birçok insan hayatının bir bölümünde bu aftlara maruz kalıyor. </p>

<p>Yetersiz beslenme, sağlıksız ağız bakımı sonucundan oluşan ağız aftı nadirde olsa alınan bir darbe sonucunda da görülebiliyor. Genellikle yanak ısırmak dudak yemek gibi alışkanlıklar sonucunda da görülebilen aft baharat, çikolata gibi bazı gıdalardan dolayı da çıkabiliyor.  </p>

<p>Genellikle bulaşıcı bir hastalık olamayan aft birçok bitkisel yöntemle de giderilebiliyor. </p>

<p><strong>Afta iyi gelen bitkisel yöntemler nelerdir?</strong></p>

<p><strong>Bal ve zerdeçal karışımı</strong></p>

<p>1 çay kaşığı zerdeçal ile 4 çay kaşığı balı karıştırarak hazırlayabileceğiniz bu yöntem iltihaplanma ve ağrıyı hafifletir. Hamur haline getirdiğiniz bu karışımı yaralar üzerinde 20 dakika kadar bekletilir, ılık su ile yıkanan bölgeye iyi gelir. </p>

<p><strong>Karbonat ile gargara</strong></p>

<p>Bir buçuk çay kaşığı karbonat ile bir buçuk çay kaşığı su birbirine karıştırılır. Ağza alınıp çalkalanır ve tükürülür. Ağrıyı ve iltihabı hafifletmeye yardımcı olan bu karşımı haftada 5-6 defa uygulayarak ağzınızda aftın oluşmasına neden olan mikropları uzaklaştırır. </p>

<p>İlginç ve etkili alternatif tıp yöntemleri</p>

<p> </p>

<p><strong>Fesleğen yaprağı </strong></p>

<p>Fesleğen yaprağı çiğneyerek zahmetsiz ağız aftınızdan kurtulabilirisiniz. </p>

<p><strong>Karadut suyu ile gargara</strong></p>

<p>Etkili bir antiseptik olan karadut suyu içinde bulundurduğu antioksidan etkisiyle cildin yıpranmış dokularını onarır. </p>

<p><strong>Nane yağı</strong></p>

<p>Nane, içinde bulundurduğu doğal temizleyiciler ile aftınızı temizlemede etkili bir yöntemdir. Yumuşak hareketlerle uygulayacağınız nane yağı ağız aftınıza mükemmel bir çözümdür. </p>

<p><strong>Kişniş otu tohumu </strong></p>

<p>1 çay kaşığı kişniş otu tohumunu 2 bardak ılık suda bekletin. Her sabah ve her akşam gargara yaparak kullanın. İçinde bulunan antioksidan etkisiyle kişniş otu tohumu ağzınızda çıkan aft iltihaplanmasını yavaşlatır. </p>

<p>PembeNar Özel</p>

<p>Presbiyopi ve astigmatizma</p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/aft-nasil-gecer/701/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mandalinanın faydaları nelerdir?</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/mandalinanin-faydalari-nelerdir.jpeg" width="250"><br><p>Mandalinanın faydaları nelerdir? İşte haberimizin detayları…</p>

<p><strong>Mandalinanın faydaları nelerdir?</strong></p>

<p>Çin kökenli mandalina yapraklarını dökmeyen nadir bitkilerdendir. Karbonhidrat açısından zengin olan mandalina kış sezonunda toplanır ve çiğ olarak tüketilir. Lif protein, E ve C vitaminleri içeren mandalina parfüm ve cilt bakımı ürünü olarak da kullanılır.<br />
 <br />
Kolesterol yükselmesini engelleyen synephrine üretir ve kolesterol seviyesini yükselten serbest radikallerin oluşturduğu unsurları ortadan kaldırır. Kış aylarında soğuk algınlığına iyi geldiği bilinen mandalina içerdiği bolca C vitamini sayesinde bağışıklık sitemini güçlendirir. </p>

<p><strong>Bilinmeyen yönüyle mandalina </strong></p>

<p>Mandalinanın beklide hiç bilmediğimiz birçok yönü vardır. En önemlisi ise kabuklarının sabah uyandığımızda oluşan mide bulantılarına iyi geldiğidir. </p>

<p>Hem kendisinin hem de kabuklarının insan sağlığına birçok yararı olan mandalina akşam yemeklerinden sonra tüketildiğinde ise uykusuzluk problemlerinizi de giderir. </p>

<p><strong>Mandalina kaç kalori? </strong></p>

<p>A ve C deposu olan mandalina kış aylarında bizleri her türlü hastalıktan koruyan güçlü bir besin kaynağıdır. Boyutuna göre değişen mandalinanın ortalama kalorisi 50 kcal dır. </p>

<p><strong>Felci önleyen nadir besinlerden biridir</strong></p>

<p>Kalp ve damar tıkanıklığını önleyen mandalina kan basıncını dengeleyerek felç riskini de önleyici özelliğe sahiptir.</p>

<p>Mandalina kabuklarını kurutarak elde edebileceğiniz mandalina çayı bağırsak hareketlerinizi düzenleyerek sindirim sisteminize yardımcı olur. Yüksek lif yapısından dolayı kabızlığa iyi gelir. </p>

<p>Mandalinanın mucizevi faydaları</p>

<p> </p>

<p><strong>Harika bir oda parfümü</strong></p>

<p>Küçük bir mumluk içine koyacağınız mandalina kabuklarını yakarak evinize hoş kokular yayabilirsiniz. </p>

<p><strong>Karaciğer riskini azaltıyor</strong></p>

<p>Uludağ Üniversitesi’nin yaptığı çalışmalar gösteriyor ki mandalinaya turuncu rengini veren karoten nedeniyle karaciğer hastalıkları, damar sertliği ve şeker hastalıkları riskini azaltıyor içeriğindeki potasyum sayesinde de yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı oluyor. </p>

<p><strong>Saç ve cilt dostu</strong></p>

<p>İçerdiği yüksek oranda ki C vitamini sayesinde güneş ışınlarının neden olduğu zararları giderir ve kırılgan saç yapısını ortada kaldırır. Saçınıza ve cildinize direkt uygulayarak fayda sağlayabilirsiniz. </p>

<p><strong>PembeNar Özel</strong></p>

<p>Mandalina kanser riskini azaltıyor</p>

<p><br />
 </p>

<p> </p>
]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/mandalinanin-faydalari-nelerdir/699/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Regl ağrısına iyi gelen 3 mucize besin</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/regl-agrisina-iyi-gelen-3-mucize-besin.jpeg" width="250"><br><p>Regl ağrısı anlatılması zor ve karışık bir ağrı. Duygu yoğunluğunu bir kenara bırakırsak hassasiyertin tavan yaptığı biyolojik bir dönemde inanılmaz bir sancıyla başetmek hem de bunu her ay yaşamak… Biz kadınları gerçekten tebrik etmelisiniz.</p>

<p>Regl ağrısına gelecek olursak. Muayyen gün başlamadan önce, başladıktan sonra ve bitmeye yakın olmak üzere üç farklı ve dayanılmaz ağrı çeşidi vardır. Hepsi birbirinden şiddetli ve değişik semptom gösteren.</p>

<p>Peki bununla nasıl başa çıkacağımızı biliyor muyuz? Evet biz biliyoruz, ancak bilmeyenler için regl ağrısıyla başa çıkmak için tüketebileceğiniz 3 mucize gıdadan bahsedelim.</p>

<p><strong>Keten tohumu</strong></p>

<p>Regl kramplarınıza en iyi gelen yiyeceklerden biri keten tohumudur. Kalp hastalıkları, kanser ve diyabet gibi hastalıklarda da riski azaltan keten tohumunu kahvaltılarda ve ara öğünlerde yoğurdunuzun içine katarak tüketebilirsiniz. Ayrıca menopoza yaklaşan bir kadının gün içinde 2 yemek kaşığı keten tohumu tüketmesi ateş basması durumunu yarı yarıya indirir.</p>

<p><strong>Tam tahıllılar</strong></p>

<p>Kan şekerini dengede tutmak adına tam tahıllıları tavsiye edebilirsiniz. Niye kan şekerimi dengede tutiyim deme! Tut ki ağrıların hafiflesin… Protein ve lif açısınden zengin bir değere sahip olan tam tahıllıları sofranızdan eksik etmeyin.</p>

<p><strong>Kalsiyum</strong></p>

<p>Brokoli, soya sütü, balık çeşitleri özellikle ton balığı kalsiyum açısından zengin oldukları için regl ağrısını azaltırlar.</p>

<p><strong>Kirmizikalp.com</strong></p>]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/regl-agrisina-iyi-gelen-3-mucize-besin/698/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mobbing nedir?</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/mobbing-nedir.jpeg" width="250"><br><p>İş yerinde uygulanan mobbinge karşı alınabilecek önlemler nelerdir? Detaylar haberimizde. </p>

<p><strong>Mobbing nedir?</strong></p>

<p>Uluslararası literatüre iş yerinde psikolojik taciz olarak geçen mobbing yaş, ırk, cinsiyet gözetmeksizin kişiyi iş yaşamından uzaklaştırmak ve dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır.<br />
 <br />
İş yerlerinde vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz ederek yıldırma, dışlama ve gözden düşürme olarak bilinen mobbing kişinin ruhsal ve fiziksel psikolojisini olumsuz yönde etkiler. </p>


<p>Yapılan araştırmalara göre özellikle eğitim ve sağlık sektöründe sıklıkla yaşandığı gözlenen mobbing bir duygusal saldırıdır. </p>

<p><strong>İşyerinde mobbing nedir?</strong></p>

<p>Kişiden sürekli bilgi saklanarak kişiye güvenilmediği hissettirilir. Gruptan iyice izole olan kişinin mesleki yeterlilikleri sorgulanmaya başlanır ve kasten belirlenen süre içinde bitirilmeyecek görevler verilir.</p>

<p>Görmezden gelinerek görev ve yetkileri azaltılan kişi sürekli utandırılmaya başlanır. Sadece yöneticiler tarafından değil iş arkadaşları tarafından da uygulanan mobbing psikolojik bir şiddettir.<br />
 <br />
Paranoya ve kafa karışıklığına neden olan mobbing insanın mesleki benlik ve bütünlük duygularını zedeler. Sürekli huzursuzluk, korku, utanç ve öfke duygularını yoğun yaşatarak kişini kendin olan özgüvenini de düşürür. </p>

<p>Mobbing, intihar ve cinayet nedeni!</p></p>

<p><strong>Mobbing nasıl ispatlanır?</strong></p>

<p>Öncelikle iletişim kurarak sorunu çözmeye çalışmalıyız. Mobbing uygulayan kişiye bu durumu sonlandırması gerektiğini, bunun bir çeşit taciz olduğunu belirtmeli, hatta mümkünse bir tanık eşliğinde bu tür davranışları durdurması gerektiğini açıkça söylemeliyiz.<br />
 <br />
Çalıştınız kurumun yetkililerine durumu bildirmelisiniz. Yaşadığınız durumu bağlı olduğunuz sendikanın işyeri temsilcisine veya sendika yönetimine bildirmelisiniz. </p>

<p>Yaşadığınız durumda size yardımcı olabilmesi için psikolojik bir yardım alabilirsiniz. Bu iş yerindeki yöneticilerinize kanıt niteliğinde olur. </p>

<p><strong>Mobbinge kimler maruz kalır?</strong></p>

<p>Mobbinge uğrayan kişiler genellikle zeki, hassas ve çok iyi kariyer sahibi oldukları, üstün kavrayış, yeni fikirler üretebilen farklı bakış açısıyla dünyayı algılayabilen ve yorumlayabilen kişilerdir. </p>

<p>Kısacası eğitim, dış görünüş ve entelektüellik gibi konularda kendini çok iyi yetiştirmiş kişiler bencil ve rekabetçi kişiler tarafından daha kolay hedef alınırlar. </p>

<p>Mobbing sendromunda kişi genellikle toplumdan uzaklaşır, soyutlanır, kaçar. Bazıları ise durumu oluruna bırakır ve kafasına takmamaya çalışır. </p>

<p>Bazen ise kişi çatışır bu durum için bir çözüm yolu aramaya ve sorunu çözmeye başlar. </p>

<p><strong>Mobbing cezası </strong></p>

<p>Mobbinge maruz kalan kişiler hukuki yollara da başvurarak anayasamızın ilgili maddelerince korunma altına alınırlar. </p>

<p>PembeNar Özel</strong></p>

<p><strong>Mobbing nasıl ispatlanır?</strong></p>

<p></img>         </p>

<p> </p>

<ul>


<p>    </p>

<ul>


<p> </p>]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/mobbing-nedir/696/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vajinal mantar için doğal tedavi yöntemleri</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/vajinal-mantar-icin-dogal-tedavi-yontemleri.jpeg" width="250"><br><p><strong>Vajinal mantar için doğal tedavi yöntemleri</strong></p>

<p>Hemen her kadının en az bir kez yaşadığı kâbus vajinal mantar için harika çözümler bulduk.  Vajinal mantarın en sık rastlanan cinsi Candida albicans adı verilen bir maya hücresidir. Bir diğeri de Torulopsis glabrata’dır.</p>

<p><strong>Vajinal mantar belirtileri</strong></p>

<p>Genellikle vücut direncinin düştüğü zamanlarda çoğalır ve çeşitli rahatsızlıklara neden olur.<br />
Mantar enfeksiyonunun en sık görülen belirtisi kaşıntı. Günlük hayatı etkileyecek kadar  çok kaşıntıya ve  ona bağlı olarak da şişliğe neden olur.  Vajinal akıntı kesik kesik (halk tabiriyle peynirimsi) bir hal alır ki bu durum bazen kokuya sebep olabilir.</p>

<p><strong>Vajinal mantar oluşumunu sağlayan durumlar</strong></p>

<p>Başta da söylediğimiz gibi vücut direncinin düşmesi en sık görülen durumdur. Ancak bununla birlikte</p>

<p>-Şeker hastalığı<br />
-Hamilelik<br />
-Hormon kullanımı<br />
-Doğum Kontrol hapı kullanımı<br />
-Spiral<br />
-Pamuksuz (naylon) iç  çamaşırları<br />
-Kilo alımı<br />
-Rahim ağzı yaraları<br />
-Şekerli gıda tüketimin artması<br />
-Sürekli ped kullanımı vajinal mantar için uygun ortam sağlar.</p>

<p><strong>Vajinal mantar tedavisi için bitkisel tedaviler</strong></p>

<p>Çoğumuz ilaç içmekten kaçınır hali almışken vajinal mantar tedavisi için bitkisel yollar önermenin tam zamanı. Lakin öncelikle kati bir şekilde uyarıyoruz ki uygulamadan önce siz yine de bir doktora başvurun. Bu bilgilerin çoğu denenmiş ve işe yaramış da olsa tıbbı bir konuda kesinlikle güvenilmez.</p>

<p><strong>Gerekli uyarımızı da yaptıktan sonra gelelim tedavi şekillerimize</strong></p>

<p>-Vajinaya günde bir kere doğal bal sürmek,<br />
-Bağışık sistemini kuvvetlendirmek için ekinezya, sarımda ve altın mühür bitkileri tüketmek,<br />
–Adaçayı ve kekik çayını banyo suyuna eklemek,<br />
–Kadife çiçeği çayı içmek (Günde üç kereden fazla olmamak şartıyla),<br />
–Çay ağacı yağı sürmek,<br />
-Bol bol yoğurt tüketmek (özellikle ev yoğurdu),<br />
-Vajinal bölgeye üzüm sirkesiyle banyo yaptırmak,<br />
– Demirhindi çayı içmek (Günde iki kere).</p>

<p>Hiçbir yöntemi doktorun verdiği ilaçlara ve tedavi yöntemlerine tercih etmeyin. Doktora danışmadan asla denemeyin.</p>

<p><strong>Kirmizikalp.com</strong></p>]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/vajinal-mantar-icin-dogal-tedavi-yontemleri/693/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Adet gecikmesinin nedenleri</title>
<description><![CDATA[<img src="https://izmirdehaber.com/images/haberler/adet-gecikmesinin-nedenleri.jpeg" width="250"><br><p>Adet gecikmesinin nedenleri nelerdir? Neden adetiniz gecikir? İşte haberimizin detayları.. </p>

<p>Adet gecikmesinin birçok sebebi vardır. Evet, ilk akla gelen her zaman hamileliktir ama rahim veya yumurtalıklarınızda da bir sorun olabilir. Genellikle hormonal dengesizliklerin yanı sıra fiziksel ve ruhsal psikolojinizde adet döneminizi etkileyebilir. </p>


<p><strong>Adet döngüsü nasıl olmalıdır? </strong></p>

<p>Normal bir adet döngüsü sağlığınız açısından çok önemlidir. Adet döngünüzü sürekli takip etmeli ve yolunda gitmeyen durumlarda doktorunuza başvurmalısınız. Uzmanlar normal bir adet döngüsünün en az 21, en fazla 35 günde bir olması gerektiğini savunur.</p>

<p>İki adet döngünüzün ilk günlerini saymalı ve not etmelisiniz. Eğer adetiniz bu süreleri geçiyor ya da daha kısa sürede oluyorsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız. </p>

<p><strong>Adet gecikmesi yaşıyor ve çözüm arıyorsanız adet söktürücü çaylar nelerdir haberimize göz atabiliriniz. </strong></p>

<p>Adet söktürücü çaylar nelerdir?</p></p>

<p><strong>Adet gecikmesinin nedenleri</strong></p>

<p><strong>Erken menopoz</strong></p>

<p>Birçok kadın 45-55 yaşları arasında menopoz dönemine girer. Fakat bazı kadınlarda bu yaş 35 e kadar düşmekte ve çeşitli sağlık sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Yumurta arzının sönük olduğunun belirtisi olan bu durum adet gecikmesinin hatta adetin sonlanmasına sebebiyet verir. </p>

<p><strong>Tiroid sorunları </strong></p>

<p>Vücutta ki hormon seviyelerini etkileyen bir faktör olan tiroid bezleri vücudumuzun metabolizmasını düzenler. Aşırı aktif veya durgun bir tiroid bezi adet gecikmelerinin nedenlerinden biri olabilir. Doktorunuza danışarak çeşitli ölçüm ve testler yapılması ve uygun tedaviye başvurulması gerekmektedir. </p>

<p><strong>Polikistik over sendromu yaşıyor olabilirsiniz</strong></p>

<p>Polikistik over sendromu olarak adlandırılan hormonlarda ve yumurtalıklarda dengesizlik yaratan bu rahatsızlık üreme çağında ki kadınlarda sıkça rastlanır. Kadınların yaşam kalitesini düşüren bu rahatsızlık uzun süre yumurtlamayı engeller; adet düzensizliği, kısırlık, tüylenme, saç dökülmesi gibi çeşitli rahatsızlıklara neden olabilir.</p>

<p><strong>Doğum kontrol ilaçlarının yan etkileri </strong></p>

<p>Genellikle hamileliği engellemek için kullanılan doğum kontrol hapları yumurtlamayı engeller ve adet gecikmesine yol açar. Doğum kontrol haplarını yeni kullanmaya başlayan veya bırakan kişilerde de hormon düzensizliği ile birlikte adet gecikmesi meydana gelebilir.</p>

<p>Kullanmaya başladıktan veya kullanmayı bıraktıktan birkaç ay sonra adetleriniz düzene girmeye başlayacaktır. Fakat emin olmak için hamilelik testi yapabilir veya doktorunuza başvurabilirsiniz. </p>

<p><strong>Diyet veya yetersiz beslenme </strong></p>

<p>Ülkemizde diyet yapmak genellikle yetersiz beslenmeyle doğrudan ilişkilendirilmektedir. Fakat diyet yapmanın asıl amacı dengeli ve doğru beslenmedir. Zayıflama uğruna yapılan dengesiz diyetler ve yetersiz beslenmelerde adetinizin gecikmesine neden olur. </p>

<p>Aşırı kilo kaybı veya artan kilolarda adetinizin gecikmesine neden olan diğer etkenlerdendir. Değişen hormon seviyeleriyle birlikte en hassas bölgelerinizden biri olan yumurtalıklar ve rahmi etkileyerek adet döngünüzde değişikliğe sebep olur. </p>

<p><strong>Stres ve anksiyete (kaygı) </strong></p>

<p>Beynin hormonları düzenlediği kısmı stresten etkilenebilir ve sonucunda yumurtalıklarınıza yansıyan bu sorun adetinizi geciktirebilir. </p>

<p>Stres, gelecek kaygısı veya herhangi bir durum karşında üzüntü duyma bir terk edilme, çok yakınınızın hastalığı, vefatı gibi önemli konular da hormonlarınızı etkileyerek adet gecikmesine neden olabilir. </p>

<p><strong>Hamile olabilirsiniz</strong></p>

<p>Eğer istemediğiniz bir gebelikten şüpheleniyorsanız evde uygulayabileceğiniz basit bir hamilelik testi yapabilirsiniz. Fakat bu testler her zaman doğru sonucu vermeyebilir. Doktorunuza başvurmalı ve daha doğru sonuçlar alabileceğiniz bir hamilelik testi yaptırmalısınız. </p>

<p><strong>Adet ağrısına iyi gelen diğer besinlere ise regl ağrısına iyi gelen 3 mucize besin adlı haberimizden ulaşabilirsiniz. </strong></p>

<p>Regl ağrısına iyi gelen 3 mucize besin</p></p>

<p><br />
PembeNar Özel</strong></p>

<p> </p>]]></description>
<link>https://izmirdehaber.com/adet-gecikmesinin-nedenleri/692/</link>
<pubDate>Tue, 17 Oct 2017 14:29:25 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>